Altının Tarihçesi

Altın tarihte yüzyıllarca her zaman değerini korumuş; toplumların ve  ülkelerin zenginlik ve güçlerinin göstergesi, imparatorlukların sembolü olmuştur. Altınla birlikte kullanılan değerli taşlardan yapılmış hükümdar taçları, tahtları ve saraylarda kullanılan altın eşyalar günümüze kadar gelmiştir.

M.Ö. 2000 li yıllarda Peru çevresindeki uygarlıklarda altının takı olarak kullanıldığına dair izler bulunmuş, Aztek ve İnka Uygarlıklarının da  altına verdikleri  önemi göstermiştir. Ayrıca arkeoloji kazılarda Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarında da altından yapılmış eşyalar ve ticarette altının kullanıldığına dair bulgular bulunmaktadır.

Tarihte ilk altın üreticisi olarak Mısırlıları görmekteyiz.  Mısırlıların altını alaşım olarak levhalar biçiminde  kestikleri,  para ve altın süs eşyaları, altın diş olarak kullanmış oldukları da bilinmektedir. Mısırlıların saf altını elde etmeleriyle altın madenciliği Anadolu ve Arap yarımadasına kadar taşınmıştır. M.Ö 610 yılında  Lidyalıların altın parayı basan ilk uygarlık olduğunun izleri günümüze kadar gelmiştir. Böylelikle ticaret artarak şehirler zenginleşmeye başlamıştır.

Altının takı olarak  ilk kullanan uygarlığın  Asurlular olduğu bilinse de Truva bölgesinden çıkarılan altın takılar, Neolitik Dönem’de de takılarda altının kullanıldığını işaret etmektedir.

Aztekler, İnkalar, İskitler, Sarmatlar, Mısırlılar, İranlılar, Sümerler Yunanlar,  Lidyalılar başta olmak üzere  bütün uygarlıklar altını; para, takı ve süs eşyası olarak kullanmışlardır.

Çin’de üretilen ilk Altın para M.Ö 600 yılına aittir. Altının para olarak kullanılmasıyla ticaret gelişmeye başlamış ve altının değeri giderek yükselmeye başlamıştır. yükselmiştir. Dönemin en önemli altın üreticisi devleti olan Romalılar, dünyanın altın üretiminin üçte ikisini gerçekleştirmiştir. Roma İmparatorluğu’nun sona ermesi ile   altın madenciliği ve üretimi de duraklamaya girdi. Orta çağda  altın sermayesini elinde tutan Bizans İmparatorluğu  ve  sonrasında Osmanlı Devleti olduğu bilinmektedir.

M.S 12.yüzyılda  Venedik o dönemin  önemli  altın pazarı olmuştur. 1511’li yıllarda İspanya kralı tarafından altın kaynaklarının bulunması amacıyla kaşifler görevlendirilmiştir.

1717 yılında ise Londra Darphanesi tarafından  altın fiyatları sabitlenerek  İngiliz para birimi, belli miktarda altına bağlanmıştır ve 200 yıl boyunca böyle devam etmiştir. 1971 yılına kadar Amerika, ülkede bulunan altın miktarına göre para basmaya devam etti. Amerika’nın da altına dayalı para basma sistemini terk etmesi ile bu sistem Dünya’da sona erdi.

1800’lü yıllarda altın sanayi malzemesi olarak da kullanılmaya başladı. Elektriği ve ısıyı iyi iletmesi ve  ışınları yansıtması özelliği sayesinde altın, sanayide de kullanım alanı bulmuştur.

1849 yılında  altın için  büyük göçlerin başladığı bilinmektedir. İlk büyük altın göçü California’da gerçekleşmiştir. Ancak Amerika’da kırıntı halinde çıkarılan altın 1850 yılında, Avustralya’da büyük parçalar halinde bulunmuştur.

1886 yılında ise Güney Afrika’da ilk kez altın bulunmuştur. Son altına göçü ise  1898 yılında Alaska’da  gerçekleşmiştir. 1800’lü yıllar, altın talebinin artmasına bağlı göçler nedeniyle altının çok fazla değerlendiği bir dönemdir.

Altınla ilgili ilk önemli kimyasal işlem 1924 yılında Japon fizikçi Hantaro Nagaoka tarafından yapılmıştır. Bu işlem ile Altının radyoaktif izotoplarının ilk sentezini gerçekleştirilmiştir.

Dünya’da en büyük tek parça altın parçası Avustralya’da çıkarılmıştır.

“Hoşgeldin Yabancı” (Welcome Stranger) ismini alan bu altın parçası yaklaşık olarak 71 kg. ağırlığındadır.

Günümüzde son geliştirilen bilgisayar sistemleri, görüntüleme teknolojileri ve netliği yüksek kalite ses tınısını yakalayan profesyonel ses sistemleri altının yüksek iletkenlik özelliğinden yararlanılarak kullanılmaktadır.